Siteye Giriş-Kayıt

Hesabınız ile giriş yapın veya kayıt olarak şifre edinin.



Sobette Şuan

Şu Anda Kimler Sitede

Şu anda 83 konuk ve 4 üye çevrimiçi
  • bakmoda
  • cavidan
  • erut

Kelimeler

Ara.24 Pirokinesis
Ağu.02 Cadı Tahta
Ağu.02 Zombi
Ağu.02 Zener Kartları
Ağu.02 Yoga ( Yoga )

Günün Sözü

Ölümlü insanlar mutluluk saydıkları başarıya doymazlar.
Aiskhylos

Ayın Evreleri

Sayılarla Duru-Rüya

Toplam: 4453
Bugün: 0
Bu hafta 0
Bu ay: 523

İstatistikler

Üye Sayımız : 11909
Makale sayısı : 275
Web Bağlantıları : 51
İçerik Tıklama : 1654419

Select Language

Designed by:

A'dan Z'ye Spiritüalizm ve Parapsikoloji Sözlüğü

Sozlukte 415 kayit var.
Sozlukte arama yap
ile baslayan iceren kesin benzer gibi
All A B Ç D E F G H İ K L M N Ö P Q R S T U V Y Z
Sayfa:  « Once 1 2 3 4 5... Sonra »
Terim Tanimlama
Bilgi

Bilgi, insanın varlığı tanıma ve anlama isteği sonucu ortaya çıkan, düşünen özne ile nesne arasındaki ilişkidir.

Biliminsanı

Bilim tanımı içinde çalışmayı kendine meslek edinen ve teorik ya da deneysel düzeyde bilgi üreten ve bunu yaymaya, aktarmaya çalışan kişi olarak tanımlanabilir. Decartes “Yalnızca hayvanlar durmaksızın vücutlarını besleyecek besini bulmakla uğraşırlar, ...insanların, temel düşüncesi, ruhun gerçek besini olan bilgeliği aramak olmalıdır” der. Bu bilgeliği arayan da biliminsanıdır. Biliminsanları, didinip duran işçi karınca gibidirler. Dev bir bilgi hazinesinin oluşmasına yardımcı olan birer hizmetkârdan başka bir şey değildirler. Tarihin belli bir döneminde oluşmuş stoktan alıp, buna biraz da kendilerininkini katarlar. Her biliminsanının çabası bilgi okyanusuna bir damla mürekkepli su katmak gibidir. Çok kısa bir süre sonra, yaptıkları işler -bireysel başarılarda hep olduğu gibi- özümsenir, yerlerine başka şeyler konur ve kaybolur. “Normal bilim” ya da “devrimci bilim” olsun fark etmez. Mutlaka zaman içinde diğer bilgiler içinde eriyip dağılacaktır. Okyanusa atılan bir damla mürekkepli su gibi.

Bilinç

Tanımlaması daha çok doğrudan olmasından ziyade dolaylı yollardandır (farkındalık gibi) ve birçok farklı şeyi ifade edebildiği için zordur. Çünkü bilinç ağırlıklı olarak kişisel bir deneyimdir. “Canlı maddenin öğretimini denetleyen özel bir öğretmendir, bazen yeterince eğitilmiş olan öğrencisi, öteki görevleriyle uğraşmak için yalnız bırakır” şeklinde basit ve anlamlı tanımlamaları da varsa da, “bir kişinin kendi varlığının/var oluşunun, duyularının, düşüncelerinin, çevresinin farkında olması” olarak da tanımlanır. İç durumumuzu sorgulayarak bir şeylerin farkında oluruz ve bilinçli bir varlık olduğumuzu hissederiz ve bilincin en önemli noktası da budur. Bilinç, çoğu kez "farkında olma, farkındalık" ile aynı anlamda kullanılır. Yani bilinçli kabul edilen varlıkların “nesnel/dışsal gözlem” ve “öznel/içsel gözlem”leri vardır. Öznelci kuramların tuzağına düşmemek elde değildir. Bilincin bütün tanımları temelde hep aynı gibidir. Ama her tanım “eski bir şişede yeni bir şarap gibi” sunulur. Ya da bazıları “görüntüyü kurtarmak” adına öne sürülmüşlerdir. Tanımı yapacak bir doctor universalis (evrensel bilgin) bulmak mümkün değildir. Ya da bekleyeceğimiz ani bilgisizlikten, ani bilgili bir duruma geçme, ani bir kavrayış (anagnoresis) mümkün gözükmemektedir.

Bilinçaltı

Altbilinç teriminin eşanlamlısı. Gerçekte bilinç süreçleri olmadıklari halde bilinç süreçleri üstünde etkisi bulunan ruhsal süreçler'i dilegetiren altbilinç ya da bilinçaltı deyimi, diyalektik felsefeyle idealist felsefeler açısından başka anlamlar taşıdığı gibi çeşitli yerli ve yabancı sözlüklerde çeşitli tanımlarla açıklanmaktadır. İdealist felsefeler onu, bilinç eşiğini aşamayan eksik algıların biriktiği bilinçdışı bir bölge saymışlardır. Öyle ki, Alman düşünürü Leibniz'in bulanık algı (Os. idrâkâtı müpheme, Fr. Perception obscure) adını verdiği bu eksik algıların bıraktığı bilinçdışı izler bu bölgede toplanıyor ve zaman zaman bilinci etkiliyordu. Bu bölge, esrarlı bir bölgeydi ve bilinmesi olanaksız izlerle doluydu. Bir zaman sonra Avusturyalı hekim Freud bu bölgenin sırlarını çözmeye çalışacaktı. Kimi sözlükcülerin güçsüzce bilinç (Os. Zayıfça şuûr, Fr. Faiblement conscient) deyimiyle dilegetirdikleri bu bölge, Freud'cülere göre unutulmuş ya da törebilimsel baskılarla bilincin dışına atılmış anı ve isteklerin gizlendiği bir bölgedir. Bu bölgedekiler bilince çıkmak için çabalarlar ve insanı hasta ederler. Kimi sözlükçüler onu belli belirsiz edindiğimiz bilinç deyimiyle tanımlamaktadırlar. Kimi sözlükçüler de eşikaltı (Os. Mâdûnüşuûr, Fr. Subliminal) deyimiyle anlamdaş sayarlar (Örneğin Bk. Cuvillier, Nouveau Vocabulaire Philosophique, Paris 1967, s. 178). Buna karşı Alman düşünürü Arthur Schopenhauer onu bilinmesi olanaksız bilinç temeli olarak tanımlar, daha açık bir deyişle, düşünüre göre bilinci bu bilinmesi olanaksızlar yönetmektedir. Oysa bilinçaltının ya da altbilincin bilinemeyecek hiç bir yanı yoktur. Herhangi bir olguyu algıladığımızda onunla birlikte ve onunla ilişkili olarak bir takım yan olgular da algılarız, ama ne onların üstünde durur ve ne de dile getiririz.

Bilinçaltı algısı

Bilinçli olarak farkında olmadan algılama.

Bilincin Değişik Durumu

Uyur veya uyanıklık durumunun “normal” den farklı bir durumda olmasını belirten terim ( anormal şuur durumu ) . ASC aynı zamanda hipnoz, trans, kendinden geçme ( ekstaz), uyuşma , meditatif ( dalgınlık) gibi tecrübeleri de içerir. ASC’nin mutlaka paranormal vasıflar taşıması gerekli değildir.

Bilokasyon

Aynı anda iki farklı yerde görünmek, bulunmak.

Bio-PK

Biyolojik proseslerde psikokinetik etkiler.

Bioaktinik

'' Kimyasal ışınımlama'' anlamına gelen bu terimi manyetik etkiler karşılığı olarak kullanmıştır. Bu manyetik etkileri olaylara iştirak edişlerinde ki özelliklere göre ayırmaktadır.

Fizik düzende ki medyomsal olayların meydana gelişinde, canlı vucutlardan çıkan ve ruhun emri altında olan bir cevher olmaktadır. Materyazlizasyon olaylarında da etken oldukları saptanmıştır. Ektoplazmik madde ile manyetik seyyalenin karışımına verilen bir isimdir.

Bitkisel Psişizm

Bitkilerdeki psişik fenomenler bütününü ifade eden bir terimdir. Bitkiler üzerinde 1960’larda başlayan parapsikolojik araştırmalar, bitkilerin, çevredeki insanların heyecan ve düşüncelerine duyarlı olduklarını, kendilerinin de heyecan ve bir tür belleğe sahip olduklarını ve insanlarla iletişim kurabilmelerini sağlayacak birtakım güçleri bulunduğunu ortaya koymuştur. Bitkilerdeki psişik algılamanın saptanması konusundaki çalışmalara en büyük katkıyı, yalan makinesi buluşuyla tanınan ABD’li araştırmacı Clave Backster yapmıştır. Backster, yalan makinesinin elektrotlarını bağladığı bitkilerle yaptığı deneylerde, makinenin ibresinin insanların heyecan halleri sırasında çizdiği çizgilere benzer çizgiler çizdiğini saptamıştır. Örneğin bir tehdit veya yaşamsal tehlike karşısındaki insan ve bitkinin heyecan halleri için, ibre aynı zigzagları çizmektedir. “Uluslararası İş Makineleri Kurumu”nun araştırma kimyageri Marcel Vogel, şifacılardan Ambrose ve Olga Worrel ve kimi Rus bilim adamlarının bitkisel psişizmin keşfine önemli katkıları olmuştur.

Bitkilerdeki normal yaşam etkinlikleri ve psişik fenomenler hakkında yapılan parapsikolojik incelemelerin sonuçları şöyle sıralanabilir:

1- Bitkilerde bitkilere özgü bir tür algılama vardır. İnsanların heyecan ve düşüncelerine duyarlıdır. Sahipleriyle aralarında yüzlerce kilometre uzaklık olsa da, psişik irtibatta olabilirler.

2- İnsanlarla iletişim kurabilir, onlara cevap verebilirler.

3- Bitkiler çeşitli enerjiler yayınlarlar. Bitkilerin de çevrelerinde, “kirlian fotoğrafçılığı” yöntemiyle fotoğrafları çekilebilen, birtakım vibrasyonlardan etkilenen bir enerji alanı vardır.

4- Dua, şefkat, ilgi ve sevgi tesirleri, klasik müzik ve şifacı medyomların tesirleri bitkilerin gelişiminin hızlı ve verimli olmasını sağlar. Buna karşılık, nefret, kin ve düşmanlık duygularını da algılarlar. Rock ve heavy–metal müziklerinden ıstırap duyarlar.

5- Bir tür bellekleri vardır. (Daha önce bir yaprağını kesmiş bir kişi, bulunduğu odaya girdiğinde grafiklerde, bitkinin korktuğunu gösteren çizgiler görülmekte, o kişi çıkıp, odaya başka biri girdiğinde bu olmamaktadır. Yani bitki kendisine daha önce zarar vermiş kişiyi unutmamıştır.)

6- Bitkilerin de heyecansal bir yaşamları vardır; çevrelerinde bulunanlardan hoşlanabilirler, felaket anlarında adeta kendilerini kaybederler.

Biyo gravitasyon

Doğu Avrupa ülkelerinde (Çekoslovakya ve SSCB’de) biyoenerji ve biyoplazma alanında incelemelerde bulunan kimi bilim adamlarınca ortaya atılan bir teoriye göre, canlı yapılara özgü olan ve fizikteki bilinen gravitasyon güç alanının özelliklerinden farklı özellikler gösteren güç alanına verilen ad. Canlısal çekim olarak Türkçeleştirilen biyogravitasyon, biyolojik makro moleküllerin oluşumundaki değişimler sırasında meydana gelen itme veya çekme tarzında kendini gösteren özel bir güç alanı tipidir. Biyogravitasyonun esasını düzensiz sıvı halden katı kristal haline geçmek isteyen protein molekülleri oluşturur denilebilir. Biyogravitasyon etkilerine yalnızca hücre düzeyinde değil, kas kısımlarında, sinir akımlarında, psişik fotoğrafçılıkta ve levitasyon gibi fenomenlerde de rastlanır.

Biyogravitasyon güçlerinin özellikleri şöyle sıralanır:

1- Yakın veya uzak mesafeden etki edebilirler;

2- Yöneltilip odaklaştırılabilirler;

3- Çekme veya itme tarzında bir kutupsallık gösterirler;

4- Bilgi aktarabilirler;

5- Dengeli bir madde alanındaki enerjiyi değiştirebilirler;

6- Kendileriyle birleşen alan, kendilerini doğuran kaynak yok olduktan sonrada kalıcılık gösterebilirler;

7- Olanaklı her alan ve enerji biçimine girebilirler

Biyoenerji

Evrensel yaşam gücü kavramına Doğu Avrupa ülkelerindeki (Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği) bilim adamlarının vermiş oldukları ad. Fakat terimi onlardan önce ilk kullanan kişi, Avusturyalı hekim ve psikanalist Wilhelm Reich’tır (1897–1957). Reich, terimi yalnızca, “bedendeki yaşam enerjisi” anlamında ortaya atmıştı. Doğu Avrupa bilim adamlarına göre, her şeye bağlanan, denetlenebilen ve yönlendirilebilen bu enerji canlıların ve özellikle insanın bedeninden çıkar ve psikokinezi gibi psişik fenomenlerle ilgilidir.

Biyoenerji kavramının benimsendiği ve uygulama alanı bulduğu Doğu Avrupa ülkelerinde birçok tedavi tekniği biyoenerji uygulamalarına dayalıdır. Çek felsefeci ve psişik araştırmacı Dr. Zdenek Rejdak, bu tedavi tekniklerinin esasını, enerji dengesi bozulmuş bir hastaya bir şifacıdan yaşam enerjisinin (vital enerji) aktarılması şeklinde açıklar. Aktarım biyoenerji akımlarıyla olur ve dış aura yoluyla uzaktan da gerçekleştirilebilir.

Biyoplazma

U. İnyuşin, V.Grisçenko, N. Vorobey, N. Suiski, N. Federova ve F. Gibaolulin isimli doktorlar uzun süreli çalışmalarının sonucu şöyle açıklamışlardır. '' Bütün canlıların bitki, hayvan ve insan sadece atom ve moleküllerden yapılmış olan fiziki bir bedenleri değil, aynı zamanda birde ( bunun bir kopyası olan ) enerji bedenleri vardır. Ve onlar bu ikinci bedene Biyolojik Plazma Beden ismini vermişlerdir.

Iyonize edilmiş, uyarılmış elektron, proton ve muhtemelen diğer partiküllerden yapılmış bir çeşit ilkel plazma şeklindedir. Enerji bedenin içinde fizik bedendeki enerji kalıbından tamemen farklı olarak bir hareket tarzı devam eder gider. Bio Plazmik bedenin de polarizasyonu vardır. Biyolojik enerji plazması her organizma, doku ve muhtemelen de bio-molekül için özeldir. Bu özel oluş hali organizmanın formunu belirler. Fizik ve enerji bedenler arasında ( atomik, moleküler ve plazmik seviyede) sıkı bir ilişki vardır. Bir canlının enerjisi fiziki hücresinden ve daha hareketli olan bio-plazmasından yapılmıştır.

Enerji bedenimizin belirli miktarda ki enerjisi teneffü ettiğimiz oksjenden oluşuyor. Ayrıca renkler bioplazmada çeşitli salınımlara oluyor ve aktivitesini değiştiriyor.

Boyut Dışı

Bulunduğumuz boyutun dışından olan.

Bozulmama

Anlaşılamaz bir şekilde cesette çürüme olmaması, bozulmaması. ( Çürüme bozukluğu )

Buut

Arapça; Uzaklık, kurp karşılığıdır.

Gerek tek başına, gerek başkaları ile birlikte olarak, bir çizgi bir yüzey, bir alan üzerinde bir noktanın konuluşunu belirten gerçek miktadır. Buut, böylece cisimlerin gerek yüzölçümlerini ve gerekse hacimlerini takdir için düşünülmesi zaruri olan uzantılardan her biridir.

Spiritüalizm de; Buudu tarif etmeye kavram ve ifade bakımından imkan yoktur. Üç, dört, beş... gibi belirli bir buutun zaruretinden kurtulamayan sayılarla belirlemekte aynı zamanda anlamsız olur. En, boy, derinlik buutları alemimizdeki maddelerin hepsinde istisnasız vardır. Fakat esasında çizgiyi birinci buut, yüzeyi ikinci, hacmi de üçüncü buut olarak nitelendirmeye imkan yoktur. Zira kainatımızda üç sayısının ifade ettiği geometrik şekilden başka türlü bir şekil tasarlamak mümkün değildir. Burada üç şey, birşeyin içindedir. Birşeyde üç şeyin içindedir. Yüzeyde çizgi, hacim de yüzey, çzigide nokta fikri vardır.

Kainatımızda üç buuttan fazla veya eksik buutlu bir maddenin varlığı bir zaruret olarak olanaksızdır. Alemimizin dışında ki buutları rakamlarla göstermeye imkan yoktur. Çünkü göreceli sayılarımızın hiçbiri üç buutu ifade etmek bağından kendini kurtaramaz. Biz kendi üç buutlu şartlarımızla çevrilmiş olduğumuz alemimizin dışında kalan maddi varlıkları ve onların bağımlı oldukları yasaları hiçbir araç ile inceleyip anlamak imkanına zorunlu olarak malik değiliz. Anlamak için buut şartları değişik olan diğer bir aleme intikai etmelidir.

Acaba yüksek alemlerde ki buutlar hakkında ne söyleyebiliriz. Bizim sayılarımızın alemimizin dışında bir değeri yoktur. Bu durumda örneğin, ilk üstümüzde ki aleme dört buutlu alem demekle üç buutlu alemimizin dışına çıkmış sayılmayız. Üç buutlu alemin dışında ki alemlerin buutlarına bir isim varmek gücünden mahrumuz. Dört buuttan bahsedilse de, bu matematik bir kıymet ifade etmez, sembolik bir ifadeden başka birşey değildir.

Büyü

Büyü gizli metodlarla elde edilen ve olağanüstü güçleri olan bir sanattır. Sihir eski İran rahiplerinin bilgeliğin araştırılması yolunda kullandıkları eski bir metodtur. Maj kelimesi Zerduşt dini rahiplerinin diğer bir adıdır. Sihir büyü en eski çağlarda Yunanistan' a girmiştir. Nitekim Heredot, cahil ve fakir yaşlı kadınların bu bu işle uğraştıklarını zikreder. Bunlar iyi ve kötü etkili sihirler yapabilirlerdi. Bazen sihir yerine zehir kullandıkları için kanunca yasak edilmiştir. Mirabeu'ya göre sihir; barbar ve cahil kavimlerde olduğu gibi medeni topluluklarda da beşeri bir amaç uğruna çalışmak yerine olağan üstü olayları meydana getirmek yolunda bir çaba olarak ortaya çıkmıştır.

On sekizinci yüzyılın Okültistlerinden Huge de Saint Victor'a göre sihir beş esaslı kısma ayırılır.

1- Kehanet; a) Ölülerle Haberleşme , b) Yer cinleri ile gaipten haber alma, c) Su perileri ile gaipten haber alma d) Hava perileri ile gaipten haber alma , e) Ateş perileri ile gaipten haber alma

2- Matematik; a) Bağırsak Falı ( ölü hayvanların bağırsakların bakılarak yapılan kehanet ) , b) Kuş falı ( Kuşların uçuşuna göre kehanette bulunmak ) , c) Yıldız Falı

3- Efsun -Teshir; Büyücünün bir şahıs üzerinde ki etkisi.

4- Garibe - Mucize ; Doğanın alışılmış akışına karşı bir etkide bulunmak; ileride olacak büyük olayları haber verme.

5- Kötü Etki; Gizli ve doğaüstü araçlar kullanarak insan, hayvan ve bitkilere yapılan kötü etki. Üç kısıma ayrılır; a) Şeytani Yakarma b) Ak büyü c) Kara büyü

Bu terim şeytan ve geri ruhların yardımıyla yapılan kötü etkileri içerdiği için, böyle kara sıfatı ile adlandırılmıştır. Ak büyü ise doğal vasıtalarla olağanüstü ve hayret uyandırıcı olgular meydana getirmek sanatıdır.

Büyü/Hex

(a) Şeytani büyü veya lanet. (b) Büyü üzerine çalışmak.

Cadı

Cadı sanatını uygulayan kişi.

Cadı Tahta

Quija tahtası – Cadı Tahta

Sayfa:  « Once 1 2 3 4 5... Sonra »
Glossary 2.7 uses technologies including PHP and SQL